Osmanlı Devletinde Demokratikleşme Hareketleri

Demokrasinin Türkiye’de yaklaşık 200 yıllık bir tarihi gelişim süreci vardır. Osmanlı Devleti’nde ıslahat çalışmalarıyla başlayıp 1808 Sened-i İttifak ile devam eden, 1876 yılında Kanun-i Esasi’nin ilanı ile gelişen, 1908 İkinci Meşrutiyetin ilanıyla süren ve Kanun-i Esasiyle önemli ölçüden şekillen bir temeli vardır. 17. yüzyılında sonlarından itibaren idareciler devletin bozulan dengesini düzeltmeye yollar aramıştır. Bu doğrultuda gerçek reformlar 18. yüzyılda yapılmaya başlanmış ve Osmanlı Devleti’nin çağdaşlaşma hareketi başlamıştır. Padişah III. Selim zamanında devletin kötü gidişatını durdurmak için alınması gereken önlemleri belirlemek üzere ülkenin ileri gelen devlet adamlarından bir Meşveret Meclisi (Danışma Meclisi) toplanmıştır. Bu durum ülkede meşruti yönetim lehine yapılmış önemli bir adımdır.

Senedi İttifak

Merkez ile taşra arasındaki ilişkiyi düzeltmek ve güçlendirmek için 7 Ekim 1808 tarihinde “Sened-i İttifak” adı verilen bir belge imzalanmıştır. II. Mahmut, devletin içinde bulunduğu kötü durumdan çıkabilmesi için istenmeyerek de olsa bu belgeyi onaylanmıştır. Sened-i İttifak Padişahın yetkilerini kısıtlamasından dolayı Tanzimat dönemine giden yolun açılmasında yararlı olmuştur. O zamana dek tek mutlak siyasal güç olan padişahın yönetimdeki ağırlığı Sadrazama geçmiş ve bu gelişmelerin sonucu olarak “Babıali” kavramı bundan sonra sık sık kullanılmaya başlamıştır.

II. Majmut Islahatları

Sened-i İttifak’dan başka Sultan II. Mahmut döneminde devlet ve toplum hayatını değiştiren reformlar yapılmıştır. Bozulmuş olan devlet düzenini yeniden tesis edebilmek için çağdaş dünyada geçerli olan hukuk devletine yönelmiştir. Bu amaçla üç önemli meclis kurulmuş “Meclisi Ahkamı Adliye”, “Darı Şurayı Babı Ali” ve “Darı Şurayı Asker”. Bu durum meşruti yönetime gidiş için bir aşama olmuştur.

Tanzimat Dönemi

3 Kasım 1839 Tarihinde Osmanlı Devleti’nin Anayasacılık hareketinde önemli bir yeri olan Tanzimat Dönemi başladı. Bu fermanla padişahın yetkileri tek taraflı olarak kısıtlanmış ve hukuk kurallarına uygun hareket edeceği konusunda, iç ve dışa karşı kendisini bağlamıştır. Hemen hemen aynı vaatleri taşıyan Islahat Fermanı 1856’da ilan edilmiştir. Bu ferman ile Müslüman uyruklar ile Hıristiyan uyruklar arasında hak, vergi, askerlik, eğitim, kamu hizmetlerine girme yönündeki farklar kaldırılarak eşitlik sağlanmak istemiştir. Muhassıl denen yöneticilere yardımcı olmaları için Müslüman ve gayrimüslimlerden halkı temsilen halkın seçecekleri temsilcilerden meydana gelen Muhassıllık Meclisleri kurulmuştur. Bu meclisler Türkiye’de halkın yönetim katılma geleneğinin bir başlangıcı olarak görüldüğünden son derece önemlidir.

Yapılan reformları aydınlar benimsemiş ve desteklemişlerdir. Ancak 1860’lı yıllara gelindiğinde yapılanlar yeterli görünmemeye başladı. Daha ileri düzeyde reform yapılması gerekliliği zorunlu olarak görüldü. 1865 yılında Genç Osmanlılar Cemiyeti’ni kuruldu. Bunların açık ve gizli olarak yurt içinde ve dışında yaptıkları siyasi mücadelenin sonunda 23 Aralık 1876 da Kanun-i Esasi ilan edilmiştir. Böylece Tanzimat Dönemi sona ermiş Meşrutiyet Dönemi başlamıştır. Kanun-i Esasi ile keyfilikleri önleyen üstün bir hukuk düzenin kurulması yönünde büyük bir adım atılmış ve siyasal sistemde de değişiklikler yapılmıştır. Osmanlı topraklarında yaşayan tüm halklar Osmanlı sayılmış ve onlara bir takım bireysel haklar tanınmıştır. Ayrıca Meclis-i Ayan ve Meclis-i Mebusan oluşturulmuştur. Böylece halkın ülke yönetimine katılma ilkesi benimsenmiştir.

Osmanlı Parlamentosu

İlk Osmanlı parlamentosu 19 Mart 1877’da toplanmıştır. Bu meclis maliyeyi, yönetimi, hatta dış politikayı yönlendirmeye başlamıştır. Meclis-i Mebusan’ın salahiyetlerini tehdit etmesi üzerine Rus Harbi’ni fırsat bilen II. Abdülhamit, 14 Şubat 1878’de Meclisi süresiz kapatmıştır. Tebaadan gelen bir hareket olmayan ve siyasal örgütlere dayanmayan I. Meşrutiyet dönemi çok kısa sürmüştür. Osmanlı aydınının demokratik hak isteği engellenmiş ve özgürlüğü kısıtlanmıştır. Bu durum ülkede yeniden özgürlük mücadelesinin başlamasına neden olacaktır.

Meclisin kapatıldığı özgürlüklerin kısıtlandığı ortam içinde İttihad-i Osmani Cemiyeti kuruldu. Jön Türkler adıyla anılan bu grubun amacı II. Abdülhamit baskısına son vermek, Kanun-i Esassiyi tekrar yürürlüğe koymaktı. Nitekim Jön Tüklerin faaliyetleri ve Balkan halkının da yardımıyla 23 Temmuz 1908’de Sultan Abdülhamit, anayasayı tekrar uygulayacağını, Meclis-i Mebusanı yeniden açacağını ve bütün hürriyetlerini yeniden yürürlüğe koyacağını duyurdu. Böylece yeniden anayasalı döneme geçilmiştir. Yapılan seçimler sonucunda 17 Aralık 1908’de Meclis-i Mebusan çalışmalarına başlamıştır. Meşrutiyetin yeniden ilanıyla ülkede çoğulcu ve yarışmacı bir demokratik yaşamın başlanacağı umuldu. Ancak kısa sürede umutlar söndü. Siyasal iktidarını kaybetmemek için, demokratik ilkelerle bağdaşmayan seçimlerde devlet gücünün kullanılması geleneğinin tohumları ekilmiştir.

1909’da 1876 Anayasasının kısıtlayıcı hükümleri kaldırılarak köklü değişiklikler yapıldı. Meclisin yetkileri arttırılıp, padişahın yetkileri azaltılmıştır.

İtihatçılar meçlideki güçlerini koruyabilmek için meclisin kapatılmasını sağlamışlardır. 1 Mayıs 1914’de yeniden açılan meclis 21 Aralık 1918’de Padişah Vahdettin’in dağıtmasına kadar sürmüştür.

Osmanlı Devleti’nin son mebussan meclisi 12 Ocak 1920’de toplanmıştır. Bu meclis gizli bir oturumda Misak- Milliyi kabul etmiştir. 16 Mart 1920 yılında İtilaf Devleti’nin İstanbul’u işgal etmesi ve bazı üyelerini tutuklanması üzerine Meclis çalışmalarına 18 Mart 1920 itibariyle ara vermiştir. Bundan sonra da padişah meclisi resmi olarak dağıtmıştır. Böylece yerleştirilmeye çalışılan parlamenter sistem fiilen ve hukuken sona ermiştir.

Sonuç olarak tüm bu evreler Türk demokrasinin tohumlarının atıldığı dönemler olmuştur.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir