Tanzimat Fermanı

Tanzimat Fermanı Osmanlı’ya Batılı anlamda bir düşünce biçimi ve yönetim şekli getirmek için Avrupa’dan esinlenerek yapılan programlı bir yenilik ve kültür hareketidir.

Osmanlı Devleti karşısında cesaret alan Mısır valisi, Sultan ile anlaşmaya yanaşmadı. Sultan Abdülmecid Han, devleti bu zor durumdan kurtarmak için çareler aradı. Bu sırada Avrupa’dan yeni dönen Mustafa Reşid Paşa, Sultan’a Avrupa’nın yardımını sağlamak gibi bir bahaneyle Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı ile meşhur olan Tanzimat Fermanı’nı yayınlatmaya girişimlerinde bulundu.

Nihayetinde 3 Kasım 1839 tarihinde Topkapı Sarayı’nın Gülhane Bahçesinde düzenlenen ve yabancı elçilerle, devlet adamlarının hazır bulunduğu toplantıda, Mustafa Reşit Paşa tarafından Tanzimat Fermanı ilan edildi. Bu ferman Osmanlı’da yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Tanzimat hareketleri Osmanlı’ya Batılı anlamda bir düşünce biçimi ve yönetim şekli getirmek için Avrupa’dan esinlenerek yapılan programlı bir yenilik ve kültür hareketiydi. Tanzimat Fermanı’nın getirdiği önemli yenilikler şunlardı:

Tanzimat Fermanı’nın Getirdiği Yenilikler

  • Müslüman veya gayrimüslim olan herkesin can, mal, namus güvenliği devlet garantisi altına alınacak
  • Vergiler herkesin gelirine göre düzenli bir şekilde alınacak
  • Askerlik belirli bir düzene göre olacak
  • Mahkemeler herkese açık olacak ve mahkeme kararı olmadan kimse idam edilmeyecek
  • Herkesin mal ve mülk sahibi olması ve bunu miras olarak bırakabilmesi sağlanacak
  • Rüşvet ve iltimas kaldırılacak, kanun gücünün her gücün üstünde olduğu kabul edilecekti
Tanzimat Fermanı

Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devletinde anayasal düzenin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Bu fermanla Sultan Abdülmecid, kendi gücünün üzerinde bir güç olduğunu kabul ediyordu. Tanzimat Fermanı ile azınlıklara bazı haklar verilmişti. Bu hakları bahane eden Avrupa devletleri Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya devam ettiler. Oysa Tanzimat Fermanı, bir anlamda bu tip müdahaleleri önlemek için ilan edilmişti.

19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasal sosyal ve ekonomik şartlar 3 Kasım 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla sonuçlandı. Amaç devrin çarklarına göre reformlar yaparak devletin gücünü tek bir merkezden kullanılmasını sağlamaktı.

Tanzimat Dönemi Osmanlı’da Merkezi Bürokratik Yapının Bozulması ve Karşılaşılan Güçlükler

 Tanzimat aydınları ülkenin kurtuluşunu güçlü ve merkeziyetçi bir idarede görmüşlerdi. Bunun için yönetim, reformcu bürokratların elinde olmuş ve padişahin yetkilerini azaltarak bu yetki bürokrasiye aktarılmıştı. Ayrıca bu yönetim anlayışında bürokrasi ön planda idi. Bu dönemde yeni bir siyasi güç olan Tanzimat bürokrasisi ortaya çıktı. Merkeziyetçilik kavramı devletin mali, idari, hukuki alanda standart ve bütüncül olarak kontrol aramasıdır. Bu yapıdaki devletlerde uzmanlaşmış bürokratik kadro ve güçlü denetim mekanizması nedeniyle düzgün bir bürokratik kayıt sistemine sahip olması gerekmektedir.

 Merkeziyetçilik siyasi otorite içinde bürokrasinin kazandığı güç demektir. II. Mahmut döneminde temelleri atılan merkeziyetçi idari reformalar Tanzimat Döneminde devam etmiş ülkenin kurtuluşu için bir zaruret olarak görülmüştür. Tanzimat’ın amacı devlet idaresinin Batılı tarzda reformize ederek tek bir merkezden etkili ve güçlü bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Hükümdarın devlet yönetimindeki gücü ve yetkisi azaltılarak bu yetki reformcu bürokratlara verilmiştir. Hükümdarın yetkileri sınırlandırılarak hukuk ön plana çıkmıştır. Bu düzenleme ile hükümdarlık makamı bir otorite olmaktan çıkıp millete ait bir makam haline gelmiştir.

Bu dönemde sadrazamların yönetimdeki gücü arttırılmıştır. Öyle ki sadrazamlar, padişahın mutlak otoritesine dahi muhalefet ettikleri görülmüştür. Bu dönemde merkezileşme Bab-ı alide kurulan meclisler sayesinde oluşur. Klasik dönemdeki Divan-ı Hümayın yerine daha fonksiyonel olan Meclis-i Valayi Ahkam-i Adliye, Meclisi Umur-u Nafia, Meclisi Maliye, Meclis-i Ali-i Tanzimat gibi meclisler kuruldu.

Tanzimat bürokratları idari reformlarını yaparken bazı problemlerle karşılaştılar. Bunlar nitelikli eleman ve para sorunları idi. Tanzimat Bürokrasisinde idari alanda reformları halife Sultan merkezli değil, Bab-ı ali merkezli yapmıştır. Öncelikle o dönemde ortaya çıkan ulusçu ayaklanmaları ve yerel isyanlara karşı Osmanlıcılık fikri etrafında bütün toplumsal grupları eşit kabul etmişlerdir. Bu yeni düzenlemeyle sadece merkezde değil. Merkeze uzak bölgelerde de bir otorite ve kontrol mekanizması düşündüler. Tanzimatçılar, halkın idareye katılmasını istemişlerdir. Buradaki amaç yönetimde demokrasiyi yerleştirmek değil Avusturya ve Rusya’da olduğu gibi idareyi ıslah ederek ülke gelirlerini arttırmak ve merkeziyetçi bir yönetim kurmaktır.

Tanzimat bürokratları reformları yürütürken merkezi otorite karşısında baskı altında kalmamak için güvence talep etmişlerdir. Bundan kasıt hürriyetler değil; can ve mal güvenliğidir. Tanzimatçılar bürokratik reformların önünde ulema sınıfını bir engel olarak görmekteydi. Bu grup geçmişten beri eğitimi ve yönetimi kontrol altında tutmaktaydı. Dönemin aydınları eğitim ve öğretimin ulemanın tekelinden alınarak devletin tekeline verilmesini gerekli gördü. Buna göre yeni bir eğitim modeli olarak mektepler açıldı. Ayrıca kadıların görev alanları da düzenlendi. Görev alanı sadece adliye teşkilat olarak sınırlandırıldı. Böylece eğitim ve adli alanda yapılan ıslahatlarla ulemanın gücü zayıflatıldı. İlmiye sınıfının elindeki güç bürokrasiye geçmiş oldu.

Tanzimat döneminde yapılan reformlar, devletin toplumu bütün yönleriyle kontrol edebildiği merkezi bir yapı ortaya çıktı. Bu yeni yapı aynı zamanda elit bir kadroyu da oluşturdu. Bu dönemde kurulan Batı tarzı mekteplerden ve askeri okullardan yetişen bu elit kadro, devlet yönetiminde önemli görevler üstlenmişlerdir. Jön Türkler olarak adlandırılacak bu elit grup ileride önemli reformlar gerçekleştirecektir. Tanzimat döneminde ülke idari olarak eyalet, liva, kaza ve kariye olarak düzenlenmiştir. Bu idari birimlerin başında vali, mütesellim, müdür ve muhtar görev yapmaktadır. Taşrada yapılan reformlar gereğince taşradaki idarelerin yetkileri kısıtlanmıştır. Müslümanların ve gayrimüslimlerin oluşturduğu meclisler açılmıştır.

1840 yılında yapılan idari reformla valilerin yetkileri azaltılmıştır. Yeni düzenlemeye göre sadece asayiş işleri valilere bırakılırken mali işler merkezden geniş yetkilerle tayin edilen muhassıl denilen memurlara verilmiştir. Vergilerin toplanması ve muhassıllara yardım etmesi için eyaletlere münşir, sancaklara münferit ve nizamiye askerleri görevlendirilir. Taşrada merkezi otoriteyi kurmak için eyaletlerin fiziki sınırları güçlü tutuldu. Yeni bir idare olarak vilayetler kuruldu. Tanzimat döneminde politik ve idari kontrol gücünün taşrada hayata geçirilmesi büyük kolaylıklar sağladı. Devlet tarihinin en güçlü dönemlerinde bile görünmeyen başarılar sağlandı. 1849’da yapılan yeni düzenleme ile eyalet meclisleri aktif hale getirildi. Valilerin bulundukları bölgelerde hukuksuz uygulamalarına karşı ve vergilerin adil bir şekilde toplanması için vilayet meclisleri kuruldu. Bu düzenlemeler sonucunda devletin yapısı modern bir yapıya kavuşmuştur. İleride meşrutiyet sistemine geçişte yerel meclislerden edinilen tecrübenin büyük faydası olmuştur. Meşruti sisteme geçiş Avrupa’daki gibi uzun ve sıkıntılı bir süreç olmamıştır. Bunda Tanzimat’ın katkısı vardır.

Devletin merkezileşmesi için temel dinamiklerden birisi de mali alandaki merkezileşmeydi. Bunun için kaynakların tek bir elden kontrolü sağlanmalıydı. Taşradaki yerel beylerin bütçeden alacakları pay azaltılarak zayıflatılmış böylece mültezim sistemi de ortadan kaldırılmış olacaktı. Bunun için Muhassıllık sisteminde geçildi. Muhassıllar vergi toplamanın yanında bulundukları yerlerde sancakların yönetiminden de sorumlu tutulmuşlardır. Bunun için ilk iş olarak mal ve mülk sayımı yapılmıştır. Buna göre kimin ne kadar vergi ödeyeceği belirlenmiştir. Muhassıllara yardımcı olmak için sancaklarda muhassıllık meclisleri açılmıştır. Bu meclisler muhassıl, katip, hakim, müftü, askeri zabit ve ileri gelen eşraftan 4 kişiden oluşmaktaydı. Meclis üyeleri arasında biri sandık emini olarak seçilirdi. Toplanan vergilerden masraflar düşüldükten sonra kalan miktar hazineye gönderilecekti.

Tanzimat Dönemi’nde mali alanda merkezileşmeyi sağlayacak önemli adımlar atılmasına rağmen bürokratik alt yapının eksikliğinden dolayı beklenen başarı sağlanamadı. Merkezi otorite yeniden iltizam sistemine döndü buna rağmen önemli mesafeler kaydedilmişti. Bu düzenlemeler ile yerel yönetimin zemini hazırlanmış ve halkın idareye katılması sağlanmıştır. Mali konuda olduğu gibi diğer Tanzimat reformlarının uygulanmasında da aksaklıklar yaşanmıştır. Çünkü uygulamanın ne şekilde yapılacağına dair herhangi bir bilgi yoktu. Bu konuda tecrübeli elemanda yoktu. Bu yüzden reformlar hemen hayata geçirilmedi. Öncelik İstanbul’a yakın ve sıkıntı yaşanmayan eyaletlere verildi.

Merkeziyetçi idarenin taşrada yerleşmesindeki engellerden biri de yol ve iletişim sorunu idi. Bu soruna çözüm için: demiryolları kuruldu, pota sistemi ıslah edildi, yeni telgraf hattı kuruldu, vapur kumpanyaları oluşturuldu.

Tanzimat’ın gerektirdiği mülkü otoriteyi kuramayıp görevden alınan münşirlerin sayısı çok fazla idi. Bunlardan bazıları rüşvet ve yolsuzluğa bulaşmıştır. Başarısızlıkların nedenleri eski alışkanlıklarını devam ettirmelerinden dolayıdır. Beklentiler gerçekleşmeyince pek çok valide görevinden alınmıştır. Merkezi otoritenin kurulmasında zorluk çekilen yerlerden birisi Bosna-Hersek eyaletidir. Hükümet halkın tepkisini çeken bazı uygulamalarda tavizler vermiştir. Trabzon eyaletinde de bazı sıkıntılar yaşanmıştır. Burada da menfaati bozulan bazı gruplar ve yörenin ileri gelenleri muhalefet ederek karşı çıkmışlardır. Bu yüzden uygulamalar ileriki bir tarihe ertelenmiştir. Ancak 10 yıllık sürecin ardından uygulamaya geçilmiştir.

Sonuç olarak Tanzimat Dönemi’nde yapılan reformlar ile bürokrasi ön plana çıkarılmış, padişahın yerine yeni bir siyasi güç olarak Tanzimat bürokrasisi almıştır. Bu dönemin en bariz özelliği siyasi gücün saraydan Bab-ı aliye geçmesidir.