Roma İmparatorluğu

Romanlılar yaklaşık olarak MÖ 753’de İtalya’nın batı bölgesi olan Latium’da yaşayan çiftçiler olarak ortaya çıktılar. Onların kökeni MÖ 1200 yıllarında İndogermen göçleriyle İtalya’ya gelen İtalikler ile yerli halkın kaynaşmasından doğan Latinler denen halka dayanır. MÖ 509’da Romalılar hiç sevmedikleri Etrüsklere karşı ayaklanarak Kral Muhteşem Tarkanius’u ülkeden kovup bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bundan sonra Roma hızlı bir gelişme ivmesi yakaladı. Roma zamanla Orta İtalya bölgesinde bir Latin kentleri federasyonun önderi olarak büyüdü. Roma şehri dönemin şartlarına göre oldukça büyük idi. Nüfusu yarım milyon ile bir milyon arasına ulaşmıştı. Roma’nın doğrudan idare ettiği İtalya dışında tüm imparatorluk province (eyalet)lere bölünmüş. Her eyalete bir vali birkaç memur ve bir askeri garnizon gönderilerek idare ediliyordu.

Roma’nın sınırlarını büyütüp gelişmesi, Kartaca ile Roma’yı karşı karşıya getirdi. Bu durum tarihte mühim bir yer tutan Pön Savaşları’nın[1] sebebi oldu. Kartaca’yı yenebilmek için önce donanma kurdular. MÖ 241’de Kartacalıları Sicilya’dan sürmeyi başardı. Burası Roma’ya vergi vermek zorunda bırakılan ilk Roma eyaleti oldu.  Buna tepki olarak Hannibal, Alpleri aşarak İtalya’ya girdi ve MÖ 216’da Roma ordusunu kılıçtan geçirdi. Hannibal Roma’ya bağlı kentlerin ayaklanacağını düşündü ama bu kentlerden çok azı ona destek verdi. Bununda etkisi ve Romalı General Sicipio’nun saldırısıyla, 12 yıl sonra ülkesine geri dönmek zorunda kaldı. Pön Savaşları’yla Kartaca’yı ortadan kaldırıp Batı Akdeniz’de hakim olan Roma bundan sonra gözünü Doğu Akdeniz’e dikti. Bu amaç için MS 199’da Makedonya ile savaş başlattığı savaşı da kazandı.

Sonuç itibariyle küçük bir kent olan Roma, Pön Savaşları’nın ardından Akdeniz’e egemen olup gelişti. Sınırlarını İspanya, Suriye ve İngiltere’ye kadar yaydı. Dünya üzerindeki ticaret yollarının neredeyse tümünü ele geçirdi. Öyle ki İskender’den bu yana en geniş sınırlara ulaşan devlet oldu.

Ancak, dahili sorunlar Roma’nın başına dert oldu. Kartaca Savaşları, Pleb önderlerinin itibarını düşürdü. Onların yerini Generaller aldı. Roma’nın siyasi rejimi zamanla generallerin eline geçti. Bunlar Auguste adını ve İmperato (kumandan) lakabını alıyorlardı. Bundan dolayı bu rejime İmparator denilmiştir. Generaller arasındaki iç savaş askeri diktatörlüğü Roma’nın başına bela etmişti. Julies Sezar diktatörlük yetkisini ele geçiren ve bunu uzun süre elinde bulunduran ilk kişi oldu.  Ancak, cumhuriyeti geri getirmek isteyen senato onu öldürttü. Sezar’ın ardından evlatlığı Augustus yönetimi ele geçirdi.  İlk iş olarak senato yetkilerini kısıtladı. Her ne kadar cumhuriyeti yeniden kurduğunu söylese de Roma Devleti MÖ 1. yüzyılda cumhuriyetten imparatorluğa geçiş yaptı. Roma Augustus’tan sonraki iki yüzyıl onun kuruduğu genel barış içinde yaşadı. Bu barışa Pax Romana denildi. MÖ. 1. ve 3. yüzyıllar Roma gücünün doruğa çıktığı dönem oldu. Bu dönem Roma’nın altın çağı olarak ifade ediliyor. Ancak bundan sonra düzen bozuldu. Öyle ki 217-285 yılları arasında 39 imparatorluk tahta çıkmış ve bunlardan sadece biri eceli ile ölmüştür.

Hristiyanlığa eğilim gösteren KonstantinusMilvian Köprüsü Muharebesiyle (28 Ekim 312) Maxentius yenmesiyle imparatorluk hızlı bir Hristiyanlaşma sürecine girdi. Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı benimsemesi bu dinin Avrupa’da yaygınlaşmasında oldukça etkili oldu.

İkinci yüzyılın sonlarından itibaren Cermen tehdidi Roma topraklarında sürekli olarak hissedilmeye başlanmıştı. 395’e gelindiğinde Roma İmparatorluğu ilk imparator Augustus döneminden büyük farklar arz ediyordu. Ekonomik sorunları takiben politik itaatsizliklerin hat safhaya ulaşması iç isyanları ve iç baskıları doğurdu. Roma Merkezi yönetimi bozulmuştu. İmparatorluğun zayıflamasının önüne geçebilmek için Diocletianus[2] ve Konstantinus[3] döneminde bir takım reformlar yapılmıştır ancak bunlar birbirinden bağımsız oldukları ve kısmi bölümler için yapıldığı için istenileni verememiştir. İktisadi sorunları çözemeyen idareciler paraların değerini düşürmek zorunda kaldılar. Vergilerin, ürün ve hizmet yoluyla toplanmaya başlanmasıyla nakdi ekonomiden ayni ekonomiye geçiş yapıldı. Ancak çöküşe hiçbir şey çare olamadı.

Roma’nın çöküşü genel olarak barbar olarak nitelendirilen kavimlerin istila, işgal ve göçleri ile başlamaktadır. İmparatorluğun göçebeler tarafından istilasının olumsuz etkileri inkar edilmez bir gerçektir. Fakat bunlardan başka nedenler de vardır. Roma’da sefahat hayatına düşkünlüğün tesiriyle ordu ve idare dışarıdan gelenlere bırakılmaya başlanmıştı. Bu durum idarenin yapısında sorunları beraberinde getirdi. Bir başka olumsuzluk ise Hristiyanlığın kabulü oldu. Roma, Hristiyanlığı kabul etmesiyle temel karakteri olan askeri niteliği yitirerek din medeniyeti haline gelmişti. Bu da Roma’nın sonunu hazırlayan başka bir faktör oldu.

Roma güneşinin kaybolması o kadar yavaş ve belirsiz şekilde gerçekleşti ki o çağda yaşayanalar tarafından anlaşılamadı. 476’da Batı Roma ortadan kalkarken onun yerine iki güç geçti: bunlardan biri dini gücü olan Papalık, ikincisi ise dünyevi güç olan Cermenlerdir. Doğu Roma ise 1453’e kadar varlığını bir şekilde sürdürecektir.

Roma İmparatorluğu’nda Sosyal Yapı

Roma toplumunun çekirdeği ailedir. Roma ailesi babanın egemenliğinde büyük aile yapısındadır. Babanın aile üzerinde mutlak bir hâkimiyeti vardır. Baba ölemeden erkek evlatlar aile reisi ve servet sahibi olamazlardı. Hatta baba, isterse karısı ve oğlunu satabilir, isterse de oğullarını öldürebilirdi. Roma memurlarının devlet içindeki durumu bir babanın aile içindeki mevkiinin devlet çapına büyütülmüş şekli idi. Ayrıca kadınların sosyal hayatta yeri yoktu. Roma’da bir kadınla ancak meşru bir evlat yetiştirmek için evlenilirdi.

Roma toplum yapısı hiyerarşik olarak vatandaşlar, yanaşmalar (mülteciler) ve köleler olmak üzere üç sınıfa ayrılır. Bunlardan vatandaşlar kendi için ikiye ayrılmaktadır. Toplumda, Patrici[4] ve Pleb olmak üzere iki vatandaş statüsü vardı. Patriciler, genel olarak büyük arazi sahiplerinden meydana gelen ve tam hukuklu vatandaşlardır. Plebler[5] ise daha alt statüde ve vatandaşlık hakkına kısmen sahip olanlardı. Patriciler savaşlara katılıp küçülürken harbe gitmeyen Plebler büyümeye başladı. Güçlenen Plebler kendilerine tanınan adaletsizliğe isyan ettiler. Bu isyan Roma’nın iç tarihinde önemli bir yer teşkil edecektir. İlerleyen zamanda ise iki sınıf kalacaktır. Plebler ile Patriciler evelenerek Optimes sınıfını, köleler ve mülteciler de Populares sınıfını oluşturacaklardır.

Roma’da, birçok ailenin birleşerek meydana getirdiği Gens (klan) birliği vardır. Bunlardan daha kalabalık, kan bağına bağlı olmayan sosyal ve siyasi gruplaşma Curia Birlikleri vardı. Toplumun en büyük birlikleri ise Tribus Birliği idi. Roma toplumunda kan bağına dayanan en büyük kesim idi.

Roma İmparatorluğu’nda Ekonomik Hayat

İmparatorluk ekonomisi esas olarak ziraata dayandırılmıştır ancak tarım ilkel yöntemlerle yapılmaktaydı ve ihtiyaçları karşılamaktan uzaktı. Teknik açıdan Roma tarımı geri olmasına rağmen köleliğin sağladığı iş gücü fazlalığı sayesinde bunu telafi etmekteydi.  Akdeniz ülkesi olmasının etkisiyle hububat, üzüm ve zeytin başlıca ürünleriydi. Zira bunlar Akdeniz’in üçlü takımı olarak nitelendirilirdi.

Tarımda ve endüstride etkili olmayan Roma, ticaret sahasında önemli gelişme sağladı. İyi düzenlenmiş yollar ve ulaşıma elverişli nehirler ticaretin önünü açarken tek para, ölçü ve ağırlık sisteminin getirilmesi de ticari hayatı kolaylaştırdı. Gelişmemiş batı ile zengin doğuyu bir potada birleştirdi. Ticaret imparatorluğa hayat kazandıran ve zenginini temelinde yatan unsur oldu. Roma’nın altın parasına Solidus ve Aureus, gümüş parasına Denarius denir.

Roma İmparatorluğu En Geniş Sınırları

Roma İmparatorluğu En Geniş Sınırları