Yeni Türk Devleti’nin İlkeleri: Akılcılık

Mustafa Kemal düşüncelerinde ve başardığı devrimin temelinde aklı ön planda tutarak aklı ve bilimi yol gösterici olarak kabul eden hurafeden uzak, rasyonel düşüncenin takipçisi olduğunu söyleyebiliriz. Ondaki bu akılcılık Kurtuluş Savaşı öncesinde şekillendi. Yeni devletin temel felsefesi akla dayanmalıydı. Çünkü çağdaş olmanın temel ve vazgeçilmez şartı akılcılıktı. Batı toplumları Orta Çağ’ın dinci, tutucu, skolastik düşünce felsefesini yüzyıllar süren mücadeleler sonunda yıkarak akılcı felsefeyi yerleştirdiler. Bu mücadelelerden sonra insan hak ve hürriyetlerine saygılı, çağdaş, demokratik rejimler kurulabilmiştir. Değerlerini ortak insan aklından alan çağdaş, modern, uygar batı medeniyeti bu düşüncenin ürünüydü.

“Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir”

Mustafa Kemal Atatürk

Modernleşmenin Yolu: Batı Medeniyeti

Modernleşmenin yönünün çağdaş Batı medeniyeti olduğunu söyleyen M. Kemal’e göre bu gerçekleştirilirken milli benliğimizdeki akla ve benliğe uymayan unsurların temizlenmesiyle elde edilen öz batı uygarlığının akılcı değerleriyle yeni bir sentez yapılmalıydı. M. Kemal akılcılığının en önemli kaynaklarından Descartes’in eserleri Türkçeye çevrilmiş ve MEB tarafından bastırılmıştır. Akılcı düşüncenin diğer önemli temsilcisi Kant hakkında da “Kant ve Felsefesi” adında bir inceleme yayınlatarak akılcılık düşüncesini en azından şimdilik teorik anlamda uygulamaya koymuştur. M. Kemal çok okuyan okudukları arasında bilim ve tekniğe dayananları kabul eden, tek bir öğretinin, düşünürün takipçisi olmayan onların hepsinden yeni bir senteze varan sadece düşünce değil eylem adamıdır. Düşüncelerini eğip bükmeden problem çıkarmak yerine olumlu düşünceyi ön plana çıkaran bir inkılapçıdır.