Türk Yenileşme Tarihi II

Mustafa Kemal’in Düşünce Yapısı

Mustafa Kemal’in düşünce yapısını etkileyen olayların, düşünürlerin, yazarların ve kitapların olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak onun sadece bir olayın ya da bir düşünce akımının etkisinde kaldığını söylemek mümkün değildir. Mustafa Kemal bütün bunlardan kendisine has bir analiz yaparak yeni bir senteze ulaşmıştır. Kendisine hangi yazarları okuduğu ve ilham kaynağının ne olduğu şeklinde bir soruya cevabı çok okuduğu ancak eleştirerek okuduğu ilham kaynağının sadece Türk milleti olduğunu söylemektedir.

Ünlü alman tarihçi Emil Wilk’in 1929’da Mustafa Kemal ile yaptığı görüşmeyi anlatan Alman tarihçi Mustafa Kemal’in bir eylem adamı olduğu kadar mütefekkir olduğunu söylemiştir. Türk milletinin içinde bulunan yaşama iradesine inanmıştı, diyerek onun sezgi gücüne işaret etmiştir. Mustafa Kemal şöyle bunu şöyle anlatıyor: “Ben milletimin vicdanından istikbalinde ihtisas ettiğim büyük tekamül istidadını bir milli sır gibi vicdanında taşıyarak peyderpey bütün hayati ictimamizde tatkik (sosyal hayat) ettirmek mecburiyetindeyiz.

Mustafa Kemal gibi büyük devrimcilerin en büyük özellikleri millete köklü olanı sunmaktır. İşte Mustafa Kemal’in en büyük eseri Türk milletinin yaşama iradesine inanmasıdır. Türk milletinde en büyük eserinde Mustafa Kemal karizmatik liderliğine inanmasıdır. Şayet Mustafa Kemal de bu inanç olmasaydı. Ne Atatürk, Atatürk olabilirdi ne de Türk milleti öz varlığına kavuşabilirdi. İnkılapları başarılı olması içi büyük insanların var olması yanında toplumun inkılabı benimseyecek bir varlık olması da gerekir.

Rumeli’de geçen öğrencilik yıllarının yanında askeri manevralara katılmak için gittiği Fransa’daki günlerde ve bağımsızlığına yeni kavuşan Bulgaristan’daki ateşe militerlik yıllarında Batı’yı tanıma fırsatını yakalamıştır. Vatanın savunmalarının ilk uygulandığı Trablusgarp’ta uygar Batı’nın emperyalist yüzünü de görmüştü.

Şam’da geçen günlerinde Balkan bozgunu sonrası artık İmparatorluğun kurtulamayacağına inanmıştır. Bu tarihi gelişmeler çökmekte olan İmparatorluk yerine milli değerlere ve çağdaş ilkelere dayanan yeni bir Türk devletinin kurulması gereğine inanmış bu düşünce onun düşüncesinin mayasını oluşturmuştur. Mustafa Kemal düşüncenin üzerinde duruyor bir filozofun “insanlar ancak emelleri, fikirleri teşhis ettirerek oluşturabilir diyerek “Musa, İsa ve Napolyon gibi liderler bilhassa insanları istediği gibi kullanan millet fikirler ve bu fikirleri teşhis ve teminden sezinleyen ve genelleştiren kimselerdir”. Dedikten sonra bu gibi öncülerin bulundukları toplumların düşünce ve özlemlerinin temsilcisi olduklarını belirtmiştir. Fikirlerin özelliği de hiçbir itirazı bozmayacağı bir şekilde mutlak kendisi kendisini kabul ettirmektedir.

Mustafa Kemal de farklı kaynaklardan beslenir, düşünür sonra sezişe dönüşür ve inanç şeklini alır. Hayatı boyunca be gelişerek devam eder.

Milli kültürü geliştirmek ve hakim kılmak her şeyden önce Türkiye’nin İstiklaline kendi benliğine milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereğinin öğretilmesine işaret etmiştir. Devletleri ve milletleri etkileyen tarihte önemli olaylar olmuştur. Tarihsel dönemeç olarak adlandırılan olaylardan biri de Büyük Fransız İnkılabıdır. Temel ilkeleri olan insan hakları, özgürlükler, milliyetçilik gibi kavramlar sadece Avrupa’yı değil Asya’yı da etkisi altına almıştır. Osmanlı’yı da etkilemiş, çöküşünü hızlandırmıştır.

Mustafa Kemal, Fransız İhtilali hakkında bilgiler edinmiş, Milli devletleri benimseyen, çağdaş ilkelere dayanan yeni Türk devletinin kurulmasını düşünmeye başlamasının ilham kaynağının mayası bu fikirlerdir. Mustafa Kemal geleceğe yönelik düşüncelerini oluşturmuş ve güçlendirmiştir.

Şam’da kavga eden bir Türk diğer diğeri Arap asıllı olan erleri sorgulayan subay kimin haklı olduğunu araştırırken “sen kim oluyorsun da Kavim-i Necip’ten olan birine hakaret ediyorsun. Diyerek Türk erini suçlaması ve aşağılaması Mustafa Kemal’in Osmanlı’daki üstün kavim yaklaşımına karşı büyük bir tepki oluşmuştur. Türklük duygularını kamçılamıştı. Buna benzer bir başka olay da Belgrat istasyonunda başkındaki kırmızı fesi nedniyle Binbaşı Sebahattin’in alay konusu yapılması Mustafa Kemal için milli bir tarafı olmayan 2. Mahmut döneminde zorla giydirilmiş olan fese karşı olumsuzluk oluşmuştu. 1925’te çıkarılan şapka kanunun temelini bu olay teşkil etmiştir.

Mustafa Kemal düşünce ve yaptıklarında Fransız inkılabının büyük etkisi olduğunu söylemiştik. Mustafa Kemal, Fransız inkılabıyla yaptığı bir değerlendirmesinde “Türk demokrasisinin 1789 İnkılabının açtığı yolda anca kendisine has nitelikte gelişmekte olduğunu vurgulamıştır. Kurtuluş savaşı yıllarında Fransız İnkilabı’nın yıldönümü nedeniyle 14 Temmuz 1922’de yapılan törene katılmasıyla ve yaptığı konuşmasıyla devrime verdiği önemin işaretidir. “Fransız ulusunun 14 temmuz ulusal bayramı ruhunda özgürlük taşıyan bütün ulusların bayramıdır” demiştir.

 

Yeni Türk Devleti’nin İlkeleri

Akılcılık

Kemal düşüncelerinde ve başardığı devrimin temelinde aklı ön planda tutarak aklı ve bilimi yol gösterici olarak kabul eden hurafeden uzak, rasyonel düşüncenin takipçisi olduğunu söyleyebiliriz. Ondaki bu akılcılık Kurtuluş Savaşı öncesinde şekillendi. Yeni devletin temel felsefesi akla dayanmalıydı. Çünkü çağdaş olmanın temel ve vazgeçilmez şartı akılcılıktı. Batı toplumları Orta Çağ’ın dinci, tutucu, skolastik düşünce felsefesini yüzyıllar süren mücadeleler sonunda yıkarak akılcı felsefeyi yerleştirdiler. Bu mücadelelerden sonra insan hak ve hürriyetlerine saygılı, çağdaş, demokratik rejimler kurulabilmiştir. Değerlerini ortak insan aklından alan çağdaş, modern, uygar batı medeniyeti bu düşüncenin ürünüydü.

Modernleşmenin yönünün çağdaş Batı medeniyeti olduğunu söyleyen M. Kemal’e göre bu gerçekleştirilirken milli benliğimizdeki akla ve benliğe uymayan unsurların temizlenmesiyle elde edilen öz batı uygarlığının akılcı değerleriyle yeni bir sentez yapılmalıydı. M. Kemal akılcılığının en önemli kaynaklarından Descartes’in eserleri Türkçeye çevrilmiş ve MEB tarafından bastırılmıştır. Akılcı düşüncenin diğer önemli temsilcisi Kant hakkında da “Kant ve Felsefesi” adında bir inceleme yayınlatarak akılcılık düşüncesini en azından şimdilik teorik anlamda uygulamaya koymuştur. M. Kemal çok okuyan okudukları arasında bilim ve tekniğe dayananları kabul eden, tek bir öğretinin, düşünürün takipçisi olmayan onların hepsinden yeni bir senteze varan sadece düşünce değil eylem adamıdır. Düşüncelerini eğip bükmeden problem çıkarmak yerine olumlu düşünceyi ön plana çıkaran bir inkılapçıdır.

Özgürlük ( Hürriyet )

Kemal’in Fransız İnkılabının fikir babalarından olan J.J. Rousseau’nun eserlerini okuduğu düşüncesinin oluşmasında etkisinin olduğu bilinmektedir. Şu da bir gerçektir ki Osmanlı aydınları da Rousseau’dan etkilenmiştir. Ziya Paşa ve Ahmet Mithat onun kitaplarını Türkçe ‘ye çevirmişlerdir. Yeni Osmanlıların ileri gelenleri Türk-İslam geleneğiyle Rousseau’nun görüşlerinin örtüştüğümü açıklamaya çalışmışlardır. Namık Kemal’de onun “Toplum Sözleşmesi” adlı eserindeki görüşlerinin İslam devlet anlayışına ters düşmediğini savunmuştur. Okul yıllarında Rousseau’nun eserlerini okuyan M. Kemal ferdi hürriyet ve toplum açısından siyasi rejim olarak cumhuriyet fikirlerini önemsemiştir. Yukarda da belirttiğimiz gibi onun Toplum Sözleşmesi M. Kemal’in yeni devletin cumhuriyet olmasının düşünülmesini güçlendirdiğini söyleyebiliriz. M. Kemal 11 Aralık 1921’de TBMM’de Bakanlar Kurulunun görev ve yetkilerini belirleyecek yasa önerisi görüşülürken yaptığı konuşmasına şöyle devam etmiştir: “Bu meşrutiyet teorilerini bulan en büyük filozofların bu teorileri kurmak için çalıştıkları esasları inceledim. Bunların muhtevalarını anlamaya çalıştım. Benim gördüğüm şudur: Düşünmüşler ve nasıl yapalım da bu zorba kuvvet o toplumsal ve ulusal iradenin aşağısında kalabilsin ya da sıfıra ulaşabilsin ve bunu başarama yüzünden büyük ve derin bir ıstırap duyuyorlar” diyor. Rousseau’yu baştan sona okuyunuz ben bunu okuduğum vakit gerçek olduğuna inandığım bu kitap sahibinde iki esas gördüm biri bu ıstırap diğeri cinnettir.

Mustafa Kemal’in, Rousseau’nun yanında Montesquieu’nın Kanunların Ruhu isimli eserini de inceleyerek Cumhuriyet ile ilgili bölümlerin üzerinde durması ve cumhuriyetin erdem rejimi olduğunun belirtildiği satırların altını çizmesi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında bu kitabın Türkçe ’ye çevrilerek bastırılması Fransız düşünürlere verdiği önemi göstermektedir. Mustafa Kemal’in özürlük hakkındaki görüşleri insanların doğuştan kazandıkları, kimse tarafından geri alınması mümkün olmayan doğal hak

1789 tarihli Fransız İnsan Hakları Bildirgesi’ndeki 4. ve 5. Maddelerindeki terimler Türkiye Cumhuriyeti’nin 1924 Anayasası’nın 64 maddesinde aynen şöyle yer almaktadır. “Her Türk hür doğar, hür yaşar, hürriyet başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektedir. Tabii haklardan olan hürriyetin sınırı başkalarının hürriyetinin sınırıdır”. Bu sınırı ancak kanun belirler. 1930’larda ortaokullara ders kitabı olarak hazırlanan medeni bilgiler kitabında yine aynı bilgiler yazmaktadır.

Anlaşılıyor ki ferdi hürriyet mutlak olamaz siyasi hak ve hürriyet ve milletin müşterek menfaati ferdi hürriyeti sınırlar. Ferdi hürriyet devletinde adeta esası ve vazifesidir. Çünkü devlet ferdi hürriyetleri temin eden bir teşkilat olmakla beraber aynı zamanda bütün hususi faaliyetleri umumi ve milli maksatlar için birleştirmekle sorumludur. Hürriyet başkasına zararlı olmayacak her türlü tasarrufatta bulunmaktadır. Zaman vatandaş hürriyetin yalnız gaye olduğu devletin bu gayeyi temin için teklifi edildiği ifade edilmiş olur. Fakat bu vasıtalardır ki milletin umumi menfaat gayesini telakki edecektir. etin umumi menfaatinin icap ettirdiği dereceler daha fazla  Edilemeyeceği kabul edilmiş olur. Bu fikir basittir. Fakat tatbiki çok güçtür. Çünkü bu husus kanun muhalefetiyle tayin edilebilir.

Batıcılığın Fikri Temelleri ve Belli Başlı Temsilcileri

Osmanlı Devleti’nde son dönem fikir hareketleri başlığı altında anlatılan Batıcılığın fikri temelleri ve belli başlı temsilcilerinin görüşlerinden bahsedelim. Lale Devri’nde başlayan Batılılaşma hareketleri önceleri askeri alanda 19. yüzyıldan itibaren de diğer alanlarda görülmüştür. Yeni açılan Batılı anlamdaki okullarda yetişen insanların artması ve gazeteciliğin gelişmesiyle problemlerin geniş kitleler tarafından hissedilmeye başlamıştır. Buda devlet kurtarmak için çare üreten kişilerin artmasını sağlamışıtır.

Tanzimat’la birlikte Batı hukuku ve devlet anlayışı, eşitlik, hürriyet, meşrutiyet gibi kavramlar gelerek 1865’te Yeni Osmanlılar Cemiyetini kurmuşlardır. Bu cemiyet meşruti bir yönetimin kurulması için verdikleri mücadele başarılı olmuş 23 Aralık 1876’da Kanun-u Esasi ilan edilmiştir. II. Abdülhamit’in uyguladığı siyaset neticesinde kesintiye uğramıştır.

1889’da Jön Tük hareketi siyasi bir mahiyetle öncekine benzer bir cemiyet kuruldu. İlk adı İttihad-ı Osmaniye Cemıyeti daha sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti adını aldı. Cemiyetin gayesi meşrutiyetin yeniden ilanını sağlamak ve Osmanlıcılık siyasetiyle ülkeyi kurtaracak ıslahatlar yapmaktır.

“Jön Türklerin siyaseti:

  1. Osmanlıcılık düşüncesiyle ülkeyi kurtarmak
  2. Meşrutiyeti ilan edip Kanuni Esasi’yi ilan etmektir.

Adülhamit’in uyguladığı baskı neticesinde faaliyetlerini Paris, Cenevre, Kahire gibi merkezlerde yurt dışında sürdürmek mecburiyetinde kaldılar. Osmanlıcılık fikrini savunan akımların hepsi Batı gerçeğini kabul ediyordu. Ancak Batılılaşmanın derecesi konusunda hem fikir değillerdi. Farklı görüşler vardı. Mesela Abdullah Cevdet topyekün Batılılaşmayı savunurken Celal Nuri Batının sadece tekniğinin alınmasını yeterli görüyordu.

Abdullah Cevdet “Bir ikinci medeniyet yoktur, medeniyet Avrupa medeniyetidir. Bunu gülü ve dikeni ile almak gerekir diyerek Batı medeniyetini topyekün kabul edilecek bir medeniyet olarak savunmuştur.

Celal Nuri ise bazı geleneklerin korunması fikrini savunmuştur. Bu fikirde içtihat çevresindekilere karşı bir grup oluşturmak olarak yapmıştır. Ancak 1919 yılından sonra bu fikirlerinden vazgeçerek topyekün Batılılaşma fikrini savunmuştur.

Batıcıların önde gelenlerinden bir diğeri de Kılıçzade Hakkı’dır.  O da diğer batıcılar gibi görüşlerini içtihat dergisinde savunmuştur.  İslam dininde bir reform yapılmasını savunarak Osmanlı’nın gerilemesini halifelik gibi dini kurumlara ve softalık anlayışına bağlamıştır. Softaların dini istedikleri gibi kullandıklarını ülkenin kötü gidişinde kadın meselesinin ve tesettürün bir etkisinin olmadığını Batıcılar için ise asıl meselenin insanlığın refahı olduğunu ileri sürerek softalara karşı savaş açtığını görüyoruz.  İçtihat dergisinde 1912’de yayınlanan Kılıçzade Hakkı’nın “Pek Uyanık Bir Uyku” başlıklı yazısında batıcıların bütün isteklerini 20 başlık altında toplamıştır. ‘’Bir Batıcının Rüyası’’ şeklinde yayınlanan bu yazı batıcıların programının toplamı gibidir.

Bunlardan başka batıcılar arasında Süleyman Nazif ve Ahmet Muhtar’ı sayabiliriz. Ahmet Muhtar 1912’de yazdığı “ya garplaşır ya mahvolursun” isimli makalesiyle tek kurtuluş yolunun Batılılaşma olduğunu vurgulayarak aynı düşünceleri paylaştığını görüyoruz.

Batıcılar ve Mustafa Kemal

18. yüzyılın başından itibaren gerçekleştirilmeye çalışılan Batılılaşma çabalarının son halkası M. Kemal’in inkılapları oluşturmaktadır. M. Kemal yenileşme modernleşme ve Batılılaşma diyebileceğimiz inkılapların fikri temellerinde II. Meşrutiyet döneminin etkisi bilinmektedir. Tarık Zafer Tuna’nın ifadesiyle “Fikir laboratuvarı” dediği bu dönemin düşünürlerinin fikirlerini incelemiş ülke problemlerine buldukları çarelerden ülkenin kurtuluşu olarak düşündüğü Batılılaşmadan istifade etmiştir.

Yeni Osmanlıların bunlardan da Namık Kemal’i fikirlerinden, Fransız İnkılabını hazırlayan düşünürlerin fikirlerinden etkilenmiştir. M. Kemal yeni devleti kurtardıktan sonra yaptığı konuşmasında şöyle demiştir. “memleket mutlaka modern medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu bir hayat davasıdır. Terakki yolumuzun önünde dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Teceddüt (yenilenme) vadisinde duracak değiliz. Dünya müthiş bir cereyanla ilerliyor. Biz bu dengenin dışında kalabilir miyiz”  demesi sonrasında değil mutlaka modernleşmemizi vurguladığının ifadesidir.

Aynı yıl Batılı bir gazeteci ile yaptığı söyleşide ‘’Ülkeler farklı olabilir ancak medeniyet birdir. Buğun çağdaş medeniyet Batı medeniyetidir. Bir ülkenin kalkınması ilerlemesi bu medeniyetle birleşmesiyle mümkündür. Osmanlı’nın kötü gidişi Avrupalı devletlerle ilişkisini kopardığı zaman başlamıştır. Bu bir hatadır. Biz bu hataya düşmeyeceğiz ülkesini asrileştirmek modernleştirmek isteyip Batıya yönelmemiş bir millet yoktur. Bizde bütün çabamızı gayretimizi Batılılaşmayı isteyen bir hükümetin oluşmasına hazırlayacağız.’’ diyerek asrileşmenin batılılaşma olduğunu ülkenin gelişebilmesi bekası için tek medeniyet olan Batı medeniyetine girmesinin zorunluluğunu vurgulamaktadır.