Tarih Felsefesi Ders Notları

Tarih Felsefesi

Modern tarih anlayışı, 19. yüzyılda devlet yapılanmalarının daha laik ve demokratik bir yapıya bürünmesiyle gelişmiştir. Ondan önce geleneksel tarihçilik kullanılmaktaydı. Öte yandan ilk tarih Persler’de başlamıştır. Onlardan sonra Hristiyanlar ardından Roma ve Yunan medeniyetlerine geçmiştir. Tarih kavramının üç faklı anlamı vardır:

  • Olayları tarihlendirme
  • Geçmişte yaşanan olaylar
  • Geçmişe ilişkin araştırmalar yapan çalışma alanı

Felsefe: İnsanı ve evreni anlamak amacıyla sürdürülen bir araştırma gayesidir. Felsefe doğruyu ve gerçeği aramaktır. Bunları ararken çeşitli sorulara cevap arar.

Tarih Felsefesi: İnsan geçmişinin hangi temeller üzerine oturduğunun ve amacının ne olduğunu belirleme kaygısıyla 18. yüzyılda ortaya çıkan sistematik düşünceleri ve teorileri içeren bilim dalıdır. Tarih felsefesi kavramını ilk olarak Voltaire kullanmıştır. Tarih Felsefesi ikiye ayrılmaktadır:

  • Spekülatif Tarih Felsefesi (Tarih metafiziği), tarihin doğru anlatılıp anlatılmadığını sorgular.
  • Analitik Tarih Felsefesi, tarih yazılırken kullanılan metodu sorgular.

 

 

Semavi Dinlerde Yaratılış

İnsanın doğasında hep kendisinden büyük bir güce sığınma yetisi mevcut idi. Bu yüzden gerek ilkel gerekse de modern insanın en büyük tartışması din olmuştur. İlkel insanlar doğada karşılaştıkları ve yenemedikleri şeyleri tanrı olarak benimsemişlerdir.  Şüphesiz bu dönemde ilkel insanın akıl yürütme gücüne göre en ihtişamlı varlık güneş idi. Etkilendikleri ve korktukları için güneşe tanrısal bir anlam yüklemişlerdir. Güneşten sonra şimşekle karşılaşan insanoğlu ondan korkmuş ve etkilenmiştir. Güneşe olduğu gibi şimşeğe de tanrısal bir anlam yüklemiştir. Bu durum ilkel insanın mağaralara girip şimşekten korunabileceğini öğrenmesiyle değişmiştir. Daha sonra ise devlet mekanizmasının oluşmasıyla insanın içinde bulunan inanma arzusu farklı yönlere yöneldi. Zamanla din devlet ilişkileri daha karmaşık bir hal aldı. Devlet yöneticileri kendilerini rahip kral olarak ilan etti. Böylelikle güçlerini perçinlediler.

Evrenin oluşumuyla ile ilk bilgiler Tevrat’ta geçmiştir. İnsanlar neden dünyaya geldik, neden buradayız? Gibi sorularına Tevrat’tan cevap bulduklarından dolayı Tevrat ilk tarih kitabı olarak kabul edilmiştir. Tevrat’ta, genel olarak rivayetçi tarih anlayışı ile yani neden sonuç ilişkisi ve kaynak olmadan kullanılmıştır. Yazının bulunmasıyla öğretici tarih anlayışına yani neden sonuç ilişkisi ve kaynağın kullanıldığı anlayışa geçilmiştir. İncil ve Kur’an’da bu anlayış hakimdir. Amacı insanları doğru yola sevk etmektir.

Evrenin yaratılması? Tevrat’ta, tanrı evreni 6 gün içinde yarattı 7. gün dinlendi yazmaktadır. Kur’an’da ise biz sizi evrede yarattık yazıyor.

İnsanın sureti? Tevrat’ta göre, Tanrı, insanı kendi suretine yaratmıştır. Kur’an’da da biz insanı en güzel biçimde yarattık yazar. Kur’an’da bu konu hakkında bilgiler birkaç sure içinde karışık haldedir.

İnsanın yaratılması? Tevrat’a göre, Tanrı topraktan insanı oluşturup sonra ona nefes üflüyor.  Ancak üflemeden önce şeytan, insanın içine giriyor.  Bundan dolayı insan ne iyi ne de kötüdür. Kur’an’da ise biz insanı balçıktan yarattık yazmaktadır.

Adem’in dünyaya gelişi? Tevrat’a göre, Adem’i yaratan Tanrı, Adem’in kaburga kemiğinden kadını yani Havva’yı yaratıyor. Sonra doğruluktan şaşınca Aden’den dünyaya indiriliyorlar. Eğer onların soyundan gelenler iyiliği seçerse Aden’e geri dönebilecekleri söyleniyor. Diğer taraftan Kuran’da Havva ismi yok sadece Adem’in zevcesi deniliyor. Tevrat’ta yasak elmayı önce kadının yediği yazarken Kur’an’da yasak meyve deniyor. Kur’an’da kimin meyveyi yediği belli değil ikisinin de akıllarının çelindiği yazıyor.

 

Hıristiyan Tarih Anlayışı

Nazaretli İsa’nın ölümünün ardından Hristiyanlık, Roma İmparatorluğuyla birlikte yayıldı. Hristiyanlık, Yahudiler arasında ortaya çıktığından Yahudi tarihi düşüncesinin etkisi altındadır. Hıristiyan tarih anlayışının temel amacı Hıristiyanlığı yeryüzüne yaymaktır ve rivayetçi bir tarih anlayışına sahiptir. Musevi inancının aksine Hıristiyanlık inancı, tanrının dünyadaki olaylarda aktif bir rol üstlendiğini ve tarihi değiştirdiğini söylerler.

  • Gayeli bir tarih anlayışı getirmiştir. İnsanın gayesi dünyevi hayatın ilerisindedir. Amacı tanrı devletine ulaşmaktır.
  • Yaratıcı hiçbir şeyin kendi çizmiş olduğu alanın dışına çıkmasına izin vermez.
  • İnsan sadece hatırlama yeteneğiyle dünyayı ve kendisini beraberinde sürükleyen oluştan kısmen kurtarmıştır.
  • Tanrının ezeli ve ebedi oluşu ile varlıkların geçiciliği arasındaki insan İsa İle ebediliği elde edebilir. Bu nedenle İsa Peygamber Hristiyan hafızasının temel taşıdır.
  • Hıristiyan anlayış, tarihi süreci İsa Peygamberi merkeze alarak yorumlamıştır. Bu nedenle tarihi İsa’dan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılmıştır. İsa’dan öncekiler dünyanın İsa için hazırlanması sonrakiler de Tanrının İsa şeklinde bedenlenerek tarihe müdahale edeceğine inanırlar.
  • Yunan düşüncesinde var olan döngüsel tarih anlayışı yerini çizgisel tarih anlayışına bırakmıştır.
  • Hıristiyan tarihçileri kendilerini tarihin başlangıcı ve sonu konusunda çok iyi bilgilendirilmiş kimseler olarak gördüklerinden Hristiyan olmayan kimselerin tarihi kavramasının mümkün olmadığını düşünmüşlerdir.
  • Tarih insanın kökenini içerecek şekilde evrensel bir yapıya sahip olmalı bu bağlamda dünya tarihi şeklini almalıdır.

 

Hristiyanların tarih düşüncesine üç etkisi olmuştur

  • Tarihsel süreç, insanın muradının değil tanırının muradının eseridir.
  • İnsan gibi, insanlık tarihide Tanrı tarafında şekillendirilmiştir. Nasıl insan belli bir amacı gerçekleştirmek için dünyaya gelmişse Roma İmparatorluğu da Hristiyanlığı yaymak için doğdu güçlendi ve öldü.
  • İnsanların eşit olması

 

Hıristiyan anlayış, yaşamı insanoğlunun idrak edecek akli olgunluğa doğru gidilen süreç olarak görmüş ve bu gelişimi altı bölüme ayırmıştır:

  • Birinci dönem Adem’den Nuh’a kadar olan Erken çocukluk dönemi
  • İkinci dönem Nuh’tan İbrahim’e kadar olan İlerleyen çocukluk dönemi
  • Üçüncü dönem İbrahim’den Davud’a kadar olan Delikanlılık dönemi
  • Dördüncü dönem Davud’dan Babil esaretine kadar olan Olgunluk dönemi
  • Beşinci dönem Babil esaretinden İsa’nın görünüşüne kadardır.
  • Altıncı dönem İsa’nın görünüşünden dünya tarihinin sonuna kadardır.

 

Hristiyan Tarih Yazıcılığı

Kilise kutsal kitaplarda anlatılan olayları kanıtlamak için tarih araştırmaları yaptırmıştır. Peygamberlerin, havarilerin, azizlerin hayatları, tarihçiliğin başlıca konuları olmuştur. Kilise tarihine ilişkin ilk çalışmalar 3. asırda ortaya çıkmıştır. Hıristiyan tarihçileri İncil, Yunan ve Roma eserleri arasında sentez yapma görevini üstlenmiştir. Ortaçağda ulusçuluk ağır basmakla beraber tarihçiler ulusçuluk yapmanın yanlış olduğunu dile getirmişlerdir. Ortaçağdaki genel eğilim dünyada her türden siyasal iktidarın Tanrıdan kaynaklandığı ve her türlü otoriteye itaatin tanrısal bir yükümlülük olduğu şeklindedir. Kilise, günahkar olan insanı bilge ve dindar kişiler tarafından yönetilmesi gerektiğini ifade ederek kendi gücünü perçinlemiştir.

 

İslam Tarih Anlayışı

İslam dini 7. asırda ortaya çıktı. Kur’an tüm varlıkları Tanrının varlığının delilleri olarak gördüğünden Müslümanları incelemeye teşvik etti. Kur’an ayetlerinin şekillendirdiği zihinler bilimsel çalışmayı bir ibadet ve Tanrıya yaklaşmanın aracı olarak değerlendirdiler. Bu yüzyıllarda yaşamış Cabir Bin Hayyam, Kindi, Harezmi, Fergani, İbn-i Sina gibi Müslüman bilim insanlarının Batı’da eşleri bulunmamaktaydı. Batı skolastik bir çağ yaşarken İslam dünyası büyük bir bilimsel ivme kazanmıştı. Ünlü bilim tarihçisi Sarton, 8. yüzyılın ikinci yarısından 12. yüzyıla kadar her yarım yüzyıla damgasını vurmuş Müslüman bilim insanın ismini vererek bu çağı altın çağ olarak nitelendirmiştir. Yani Batı’nın karanlık dönem olarak gördüğü Ortaçağ dönemi Müslümanlar için karanlık değildi.

  1. Müslümanlar, ilmin gerçek sahibi olarak Allah’ı gördükleri için yabancı kavimlerden bilgi almaktan çekinmemişlerdir. Bu bağlamda Müslüman bilim adamlarının Hint, Fars, Sümer, Mısır ve Yunan mirasından yararlandıkları söylenebilir.
  2. İslam tarihçileri için tarih, Tanrı’nın varlığını açıklamada temel unsurdur.
  3. Tevrat’ta olduğu gibi ne Tanrı seçilmiş halka yardım ederek tarihi şekillendirir ne de Hristiyanlıktaki gibi bedenlenerek tarihe bizzat yön verir. İslam tarihçileri tarihin şekillenmesinde cüzi ve külli iradenin hakim kılındığı inancı vardır.
  4. Hristiyanlar Hz. Adem’in günahı nedeniyle insanın tarihte iradesiz kılınarak cezalandırılmakta olduğunu esas alır. Oysa Kur’an da Hz. Adem’in bağışlandığı bildirilir.
  5. Diğer kutsal dinlerde olduğu gibi tarih iki ebedilik arasındaki aralıktır.
  6. Dünya insanın sınandığı yerdir. Tarih geçmiş kavimlerin başına gelenleri insanı hatırlatarak bu kıyımdan kendini kurtarma şansı tanır asıl önemli olan ebedi hayattır.
  7. Rivayetçi tarih anlayışı hakim, süreklilik esastır.

 

 

Felsefe Akımları

Romantizm: 1789 İhtilali’nin ardından ortaya çıkan sihirli soyutluk düşüncesidir. Duygunun ve hayal gücünün, aklın ve mantığın eleştirel çözümleri karşısında üstünlüğünü savunur. Romantiklere göre deha akılda değil, yürektedir.

İdealizm: Tinsel güçlerin evrendeki tüm süreçleri ya da olup bitenleri belirlediğini düşünen felsefe öğretisidir. Var olan her şeyi düşünceye bağlayıp, düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin var olmadığını, düşünceden bağımsız bir varlığın ya da maddi gerçekliğin bulunmadığı dile getiren felsefe akımıdır.

Hümanizm: Milli olmayan ve dil, din, ırk, ayrımı gözetmeden insanlığı esas alan, evrensel bir düşüncedir.

Materyalizm: 19. yüzyılda idealizme karşı geliştirilen Materyalizm’de, maddi yaşam belirleyicidir. Materyalizm, metafizik ögeleri tamamen reddeder ve temelin doğa olduğunu doğanın dışında hiçbir şeyin olmadığını savunur.

Realizm: Akılcılık, bilginin doğruluğunun duyum ve deneyimle değil düşüncede ve zihinde temellendirilebileceğini öne süren akımdır.  Bilginin mükemmel örneği olarak matematiği görürler onlar için matematiğin bilgileri hem geçmiş hem de gelecek için geçerlidir. Matematik bilgisi herkes için geçerli olan bilgidir.

Pozitivizm: Olguculuk, teoloji ve metafizik içermeyen sadece fiziksel ve maddi dünyanın gerçeklerine dayanan bilim anlayışı Aguste Comte’nin 19. yüzyıl ortaya attığı düşünce akımıdır.

Pragmatizm: Faydacılık, Amerika ve İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Bilginin ölçüsü olarak pratiği temel alır.

 

Geleneksel Tarihçilik

Yazılı tarihçiliktir. İlk örneklerini Sümer ve Mısır’da verilerek 19. yüzyıla kadar devam etmiştir. Yahudi-Hıristiyan inancı döngüsel tarih anlayışını[1] çizgisel tarih anlayışına[2] dönüştürmüştür. Geleneksel tarih, kutsallık duygularıyla ve efsanelerle yüklü bir anlatıma sahiptir. Esasları din tarafından belirlendiğinden baş olgusu siyasi tarih olup hükümdarların kutsal kökten geldiklerini sayıp ispat çabasına girmiştir.

 

Yeni Evren Düşüncesi

 

Orta Çağ’da krallar ve din adamları zenginlik içinde yaşarken halk fakirlik ve zaruret içindeydi. Bu ekonomik temelli mutsuzluk ciddi bir değişimin kapılarını araladı. Bu ortam içinde Dünya’nın yuvarlak olduğunun kanıtlanması ile kiliseye olan güven sarsılmaya başladı. Ortaya çıkan bu güvensizlik ortamında insanlar yabancı kitapların çevirilerini yapmaya başlayıp dışardan bilgileri alınca insanların algı ve anlayışları değişmeye başladı.

Evren: Bilimdeki gelişmeler dünyayı evrenin merkezi olmaktan çıkarmıştır. Kopernik, Gök Cisimlerinin Dönüşü adlı kitabında Dünya’nın evrenin merkez olmadığını ortaya koymuştur. Bundan sonra zincirleme bir reaksiyon başlıyor. Evrenin merkezinde Tanrı vardı. Fakat bu düşünce değişip evrenin merkezine doğa almıştır.

İnsan:  İnsan, Tanrı tarafından kaderi belirlenen bir varlık olmaktan çıkmış, insanın kontrolü tanrıdan alınıp doğaya verilmiştir.  İnsan böylelikle kendi kaderini belirleyen bir güç haline gelmiştir. Buna bağlı olarak bireysellik gelişmiş, özgürlük ön plana çıkmıştır.

Siyaset:  Kutsal devlet fikrinin terk edilmesiyle yerine hukuka dayalı,  sözleşme temelli toplum ve devlet anlayışı gelmiştir. Kilisenin meşruluk verdiği kurumlar tartışılmaya başlanmış hürriyet, mülkiyet ve yaşama hakkı doğal haklar olarak kabul edilmiştir. Bu döneme kadar yöneticiler kendilerini kutsallık atfedilerek tanrıdan meşruluk alıyordu. Yeni anlayışla seçimler yapılıp çoğunluk idaresi kuruldu.

İktisat: Soylu-köylü ikilisi yerine işçi-burjuva ikilisine bırakmıştır.

Tarih: Medeniyetin bütün kurumlarını eylemlerini ve amaçlarını meşrulaştıran bir unsur olarak önemini korumuştur.  Milli tarih ağırlık kazanmıştır. Tarihçilikle birlikte rasyonalizm kavramı önem kazanmıştır

 

 

Rönesans

 

Rönesans, Roma ve Grek başarılarını yeniden canlandırma hedefini ifade etmektedir.  Helen ve Yunan kültürüne ait eserlerin İtalya’da toplanmış olmasının etkisiyle Rönesans İtalya’da başladı. 13. ve 16. yüzyıllar arasında Avrupa’da sürdü. Başlama nedenleri:

  • İslam ve Bizans kültürlerinin etkisi
  • Ticaretin gelişip güçlenmesi
  • Şehirlerin büyümesi
  • Klasik kültürlere ilginin artması
  • Felsefede eleştirel şüpheci tavırların gelişmesi

Rönesans dönemi tarihçilerinin temel özellikleri:

  • Tarih bilgisi, tümden gelim ve tüme varım şeklinde değerlendirilmiştir.
  • İlerleme anlayışı öne çıkmıştır.
  • Siyasi tarihin yanı sıra toplum tarihi önem kazanmış, rasyonel anlayış etkin olmuştur.
  • Belgelerin tarih üzerindeki önemi kabul edilmiştir.
  • Yunan ve Roma değerleri tarih anlayışında etkili olmuştur.

Machiavelli, tarih çalışmalarında tümden gelip yöntemi belirlemiştir. Tarih yazıcılığının ahlaktan ve övğücülükten sıyrılıp olayları gerçek nedenleri ile anlatmak gerektiğini ilk kez öne süren kişidir. Siyasi tarih çalışmıştır. Ona göre tarih devletler arası ilişkilerden meydana gelmektedir.

Bodin

Hobbes, tarih düzensiz malzeme yığınıdır.

Maylanton, tüm tarihin senaryosunun tanrı tarafından yazılıp yönetildiği savunmuştur.

 

Bu dönemde ortaya çıkan şüpheciler, tarihi yalanlarla dolu bir faaliyet alanı olarak tanımlayıp, Herodot’u yalancıların babası olarak ilan etmişlerdir. Bu eleştirilerin etkisiyle hümanist bir tarihçilik doğmuştur. Bu bağlamda insan eylemleri önemsenmiş ve insandan hareket ederek oluşan tarih düşüncesi önem kazanmıştır.

 

Reform

1517’de Luther’in Vittenberg kilisesine dinde önerdiği reformları içeren bildiriyi asmasıyla başlamıştır. Nedenleri:

  • Toplumda papalığa olan nefretin hat safhaya çıkması
  • Matbaanın gelişmesiyle fikir ve görüşlerin hızlı bir şekilde yayılması
  • İktisadi ve siyasi koşulların değişmesi

Protestan tarihçiler ile kilise tarihçileri arasındaki rekabet ve karşı tarafın haksız olduğunu ispat etme çabası tarihte kaynak kullanımını arttırmış ve tarihçilik daha da gelişmiştir.

 

 

Descartes

  1. Yüzyıl Modern çağın başlangıcı kabul edilmiştir. Reform ve Rönesans dönemlerinde yapılan bilimsel gelişmeleri ve düşünceleri sistemleştirdiği için Descartes modern dönemin en önemli temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Descartes, “Düşünüyorum öyleyse varım” ilkesini oluşturup Kartezyen düşünceyi kurmuştur. Bu düşünce insanın bağımsızlığını ilan etmesi anlamına gelmiş, kutsal evren inancı yerine insanın merkezde olduğu mekanik evren düşüncesi doğmuştur.

Kartezyen Düşünce

  1. Doğruluğu apaçık olmayan hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmemek, acele hüküm vermekten ve peşin yargılardan kaçınmak
  2. Ele alınan sorunları daha iyi çözümlemek için mümkün olduğu kadar alt bölümlere ayırmak
  3. Bilinmesi en basit ve en kolaydan başlayarak aşamalı olarak zora doğru gitmek
  4. Hiçbir şeyi unutmadığından emin olmak için bu sıralamayı çeşitli açılardan kontrol etmek

(bu yöntemi en çok Protestanlar kullanmıştır.)

Geçmiş yüzyılları yargılayabileceğimizi söyleyen Descartes bu sayede kişinin muhakeme yeteneğini arttıracağını ifade etmektedir. Bu yönüyle tarihe pedagojik bir anlam yüklemiştir. Ancak ona göre tarih çalışmaları bilim değildir.

Descartes’in Tarih Düşüncesinin Unsurları

Tarihsel Kaçakçılık: tarihçi, yurdundan uzakta yaşayarak kendi çağına yabancılaşan bir gezgindir.

Tarihsel Şüphecilik: tarihsel anlatılar geçmişe ilişkin güvenilir açıklamalar değildir.

Faydacılığa Karşı Tarih Tasarımı:  Güvenilmez anlatılar gerçekte neyin olanaklı olduğunu anlamamıza ve dolayısıyla şimdi de etkin bir biçimde eylemimize yardımcı olmaz.

Düş Kurma Olarak Tarih: En iyi tarihçiler bile olayları olduğundan daha görkemli göstererek geçmişi çarpıtmışlardır.

Descartes’in bu gösterişe tepki olarak Kartezyenci tarih anlayışı ortaya çıkmıştır.

  1. Hiçbir kaynak ya da otorite bizi olmayacağını bildiğimiz şeye inanmamızı istemez.
  2. Farklı kaynaklar birbiriyle karşılaştırmak gerekir.
  3. Yazılı Kaynakları yazısız kaynaklarla sınamak gerekir.

Descartes’in tarihe katkısı dolaylı olmuştur. Tarihi belgelerin ve bu belgeler dayalı bilgilerden şüphe etmek ciddi olarak ele alınması gereken bir konu olarak ortaya çıkmıştır.

 

Aydınlanma Dönemi

  1. yüzyıl Aydınlanma Dönemi olarak kabul edilir. İnsan, kendi aklıyla yapmış olduğu gözlemlerle ve denemelerle hayatını aydınlatmaya girişmiştir. Bu dönemde düşünce ve değerlendirme, geleneklere bağlı olmaktan kurtulmuştur. Dönemin en özelliği şüphedir. Şüphe bilimin başlangıcıdır. Hiçbir şeyden şüphe etmeyen bir insan hiçbir şeyi tetkik edemez hiçbir şeyi tetkik etmeyen hiçbir şeyi keşfedemez. Hiçbir şeyi keşfetmeyen insan kördür ve daima kör kalır. Bu anlayıştan hareketle birey ve toplum başta olmak üzere bütün temel kurumlar ve kurumları yönlendiren değerler sorgulanmaya başlamıştır.

Dönemin en önemli özelliği doğa bilimlerinin incelenmesine ağırlık verilmesidir. Ayrıca dinler arasındaki farklılıkların doğmalardan kaynaklandığı ileri sürülmüştür. Dogmalardan kurtularak dinin ilk halini akıl yoluyla varılacağına inanılmaktadır. Devlet düzeninde de doğal hukuk esas alınmak istenmiştir.  Aklı esas alan rasyonel bir kültür anlayışı ortaya koymuştur.

Aydınlanmanın Genel Özellikleri

  1. Din temelli açıklama sistemi yerini akıl temelli açıklamalara ve temellendirmelere bırakmıştır. Aklın ön plana çıkmasıyla birlikte eleştirel bir tutum gelişmiş önceki değer ve kurumlar sorgulanmıştır. Her şeyin yerine ölçü olarak Tanrı değil akıl konulmuştur.
  2. İnsan ve kültür sorunları düşüncenin başlıca konusu olmuştur.
  3. Metafizik düşünceler üretmek yerine duyumlar ve deneye dayanan düşünceler hakim olmaya başlamıştır.
  4. Toplum hayatını belirleyen devlet ve din gibi kavramlar araştırılmıştır.
  5. Teorik tartışmalar toplumun geniş bir kısmı tarafından takip edilmeye başlanmış ve buna bağlı olarak toplumsal bilinç artmıştır.
  6. Edebiyatın bu konuları işlemesi toplumun geniş kesimlerine iletilmesini sağlamıştır.

Descartes’in ortaya koyduğu şekliyle akıl, bilginin ortaya çıkmasını sağlayan temel yetenektir. Ancak akıl çeşitli nedenlerle yanlış bilgi üretmektedir.

Soy İdolleri: İnsanın soy veya ırkının doğasında bulunan önyargılarıdır. Bu bağlamda insan şeylerin ölçüsü olduğunu iddia eder. İnsan zihni ışığı çarpıtıp dağıtan bükeyli aynalara benzer.

Mağara İdolleri: Bireysel ideallerdir. Kişinin eğitimi, önemsediği kişilerin etkisi ve okudukları aracılığıyla bireyin zihninde mağaralar oluşur. Bu mağaralar zihnin düşünmesini biçimlenir. Mağara idolleri özellikle düşünceyle uğraşan kişilerin takındıkları tavırlarla ilgilidir. Bazıları tikellerle uğraşarak geneli gözden kaçırır. Bazıları da genelleri ararken tikellerin önemini kavrayamaz.

Çarşı-Pazar İdolleri: İnsanların toplumsal ve ticari ilişkilerinden doğarlar. Dil burada önemli rol oynar. Kelimelerin kötü kullanımlarından kaynaklanan tartışmalar zihnin yanlış sonuçlara varmasına sebep olur. İki tür idol vardır:

  1. Varlığı olmayan şeylerin adlar
  2. Gerçek nesnelerin adları

Tiyatro İdolü: Doğuştan var olmaktan ziyade, kültürel olarak edinilir. Bunlar bozuk kanıtlama kurallarıyla anlama yetisine yavaş yavaş sızarlar.

 

İngiliz Ekolü

Aydınlanma dönemi tarih ekollerinin de başladığı dönem olmuştur.  İlk olarak İngiliz ekolü gelişmiştir. Bu ekol rasyonalist tarih okulu ile kendini göstermiştir. Ekole rasyonel tarih anlayışı egemendir. En önemli yenilikleri kilise ve devletin siyasi entrikalarının ötesine geçerek toplumu, ticareti, sanayiyi ve medeniyeti incelemişlerdir. Tarihsel nedenleri dini yorumlardan kurtarmış ve doğal şartları da göz önünde bulundurarak eserler ortaya koymuşlardır. Deist anlayış Newtoncu astrofizikten hareketle evreni ve toplumu genel mekanik teori çerçevesinde değerlendirmişlerdir. Bu bağlamda insanlık tarihindeki neden-sonuç ilişkisi sonucu ortaya çıktığı anlayışı belirlenmiştir. Doğanın da tarihte etkili olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca düşüncenin tarihte önemli bir unsur olduğunu görerek düşünce tarihine özel bir ilgi göstermişlerdir.

Pozitivizme karşı bir başkaldırıdır. Bu bilime karşı başkaldırı sayılmıştır. Oysaki bilime karşı başkaldırı değil,  bilimin var olmuş ya da var olabilecek tek bilgi türü olduğunu ileri süren felsefeye başkaldırıydı. Aklı, doğa bilimlerine özgü düşünme türüyle sınırlayan kurama başkaldırıydı.

Tarihi bir bilim olarak ortaya koyma çabasındaydılar. Tarih eleştirel bir yapıda oluşturulmalıdır. Eleştirel tarihin bir ölçütü olmalıdır. Bu ölçütte tarihçinin kendisidir. Tarihçi kendi yaşama şartları ve değerler dizisinden hareketle geçmiş tanıklıkları yargılayarak kullanma hakkına sahiptir. Tarih doğa biliminin kalıplarıyla incelenemez. Tarihi incelerken arşiv belgesi kullanmak ve neden-sonuç ilişkisi içinde incelenmek gerekir. Bu doğrultuda İngilizler, neden-sonuç ilişkisi içinde, arşiv belgesi kullanarak,  akıcı bir dille,  milliyetçi bir tarih yazmışlardır.

 

Fransız İdolü

İlerlemeci Tarih Anlayışı

İnsan hayatında bulunan batıl inançlarla dini eş değerde kabul ettiğinden dinden kurtulmak için insan zihnin gelişmesi gerektiğini iler sürmüşlerdir. Bu nedenle ilerleme fikrini destekleyecek tarih olaylarını öne çıkarmıştır. Doğa biliminde olduğu gibi tarihte de tek tek olayları birbirine bağlayan konunlar aramalı tarihçi gizli bağlantıyı çözmelidir. Tarihçi, tarihi son nedenlerin araştırmalarında kurtarıp empirik nedenlere bağlamalıdır. Akıl insan doğasının özüdür. Bu anlayışa göre ilerleme aklın zaman içerisinde kendini göstermesi ve özünü gittikçe daha arındırmasıdır. Siyasetçiler ve halk tarih aracılığıyla kendi toplumlarıyla diğer toplumları karşılaştırma imkanı bulmakta sanat, ticaret ve tarım konularından bilgi sahibi olmaktadır. 15. Yüzyıla kadar tarihi kaynaklara güvenilmez ancak bu yıldan sonra büyük güçlerin birleşmesinde faydalı olduğu tarih bilgisi kesin değildir. Belge ve sonuçlardan şüphe edilmesi gerekir.

Romantizm

Her milletin kültürel evrimlerinin bilinçsiz bir yapıya sahip olduğu ve aşamalı geliştiği düşünülür. Tarih konusunda büyük vurguyu ulusal gelenekler ile ulusun ve çağın ruhunu oluşturduğu düşünceleri yapmışlardır. Bu anlayış doğal olarak siyasi kaderciliğin (Fatalizm) dogmasına sebep vermiştir. Romantiklerin etkisiyle zahitlik (öte dünyaya göre yaşayanlar ) yaygınlaşmıştır. Bu anlayış siyasi ve iktisadi öğreti olarak bırakınız yapsınlar düşüncesinin gelişmesine ortam hazırlamışlar Orta Çağ’ı yüceltmişlerdir. Aydınlanmayı şiddetle eleştirmişlerdir. Onlara göre aydınlanma insanı zehirleyen bir durumdur. Kültürdeki bütün gelişmeler yabancılaştırmıştır. Zenginlik insanın içindeki fakirliği göstermemek için yaratılan oyalama aracıdır. Tarih, bir alçalma kötüye gitme yönünde ileriye gitmektedir. İlkel toplumsal medeni toplumlardan üstündür.

Annales Ekolü

Tarihi, sosyoloji, psikoloji, gibi birçok disiplin ile aynı payda da birleştirmiştir. Tarihin geçmişin anlaşılması açısından başat rolü vurgulanmıştır. Çıkış noktası insandır. Belge ve kaynak kullanımındaki öznellikten kurtulmak modern tarih metodunu kullanmak esastır. 1928 yılında ortaya çıkmıştır. Tarihi tüm sosyal olgularla birlikte incelemeyi hedefler yazılı kaynaklara kuşkuyla yaklaşırlar. Özellikle resmi nitelik taşıyan yazılı kaynaklar birer ideoloji penceresidir.

 

Alman Tarihçiliği

  1. yüzyılda gelişen siyasi ve iktisadi anlayış tarih mesleğinin belirli kamusal ihtiyaçlara ve siyasal amaçlara hizmet için kullanılması gerektiğini görmüştür. Ulusçuluğun etkisindeki siyasi otorite tarihsel kimlik ve tarih bilincini kendi eliyle biçimlendirmeye çalıştığında tarih araştırmalarının sonuçlarının tarihçilere güvenen topluma aktarılmasını sağlamıştır. Bu durum tarihçinin kendi mesleğiyle milletinin değer yargıları arasında ikilemde bırakmıştır. 1810 yılında Berlin Üniversitesi’nde tarihçilik konusunda iki öbek oluşmuştur. Bunların ortak düşünceleri:
  2. Tarihin gerçekten var olan kişileri, icra edilmiş olayları ortaya koyduğunu benimseyerek örtüşme kuramını esas almalıdır. Yani olaylarla kişilerin örtüşmesi
  3. Eylemler, eylemi gerçekleştiren aktörlerin niyetlerini yansıtır. Bu nedenle tarihçi öncelikle eylemlerin arkasındaki niyetleri kavramalıdır.
  4. Tutarlı bir silsilede ilerlemesi yani neden sonuç ilişkisi

Amaçları geçmişi dürüstçe canlandırmak ve edebi zarafet içinde olayları anlatan tarih yazma tarzını geliştirme. Tarih yalnızca uzmanlar için değil halk için yazılmalı hem bir bilimsel disiplin hem de kültür tarzı haline getirilmelidir. Tarihçi olayları anlatırken hiçbir şekilde kendi ön yargılarını, eğilimlerini kişisel sorunlarını işe karıştırmamalıdır. Olayları olduğu ortaya koymalıdır. Her çağ kendi içinde değerlendirilmelidir. Tarihçi kendi çalıştığı dönemin kendine özgü özelliklerini sergilemeli, kendi değerlerini geçmişe yüklememelidir. Tarihçi geçmişi yargılamamalı sadece olayları nasıl olduğunu göstermelidir. Bir tarihçinin gerçekleri ortaya koyabilmesi için çök sayıda arşiv belgesi gereklidir. Bu neden çok dil bilmesi büyük önem taşır. Alman tarih okulunun ortaya koyduğu bu tarih anlayışı tarihsicilik (tarihperestlik) adı altında anılmaya başlanmıştır.

 

 

[1] Bu anlayışa göre tarihte belirli dönemler sürekli tekrar eder. Hikayeler aynı kalsa da karakterler farklılaşır.

[2] Bu anlayışa göre tarihin başı ve sonu vardır, tarih sürekli ileriye gider ve tekrar etmez.

Benzer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir