Paris Barış Antlaşması (30 Mart 1856)

Kırım Savaşı’nı sonuçlandırmak için toplanan Paris Kongresi müttefik devletlerin katılımı ile çalışmalarına başladı. Bu kongre 1815 Viyana Kongresi’nden sonra Avrupa Devletleri arasındaki dengeyi etkileyen en önemli kongrelerden biridir.

Toplantıya davet ile katılan Osmanlı ilk defa Avrupa ahengini oluşturan devletlerle eşit haklara sahip olarak katıldı. Kongreye Sadrazam Mehmet Emin Ali Paşa başkanlığında heyet gönderildi. Bu kongreye kadar yalnız Hristiyan devletlerle sınırlandırılmış olan Avrupa sistemi şeklen de olsa Hristiyan topluluğun sınırları dışına taşındı. Böylelikle dünya siyasetinde ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönem başladı. Müttefikeler savaş alanında gösterdiği birliği barış masasında koruyamadı. Her devlet barışı kendi çıkarlarına göre kurmak istedi. Osmanlı ile İngiltere, Rusya’ya ağır koşullar ileri sürülmesini istedi. Fransa ise Osmanlı’nın İngiltere ile yakınlaşmasından ve Avusturya ile Prusya’nın da beraberce hareket etmelerinden gocunarak Rusya’ya ya gelecekte bir Fransız–Rus antlaşmasının mümkün olduğunu duyurmayı destekleyen tutum sergiledi.

Rusya o güne kadar Osmanlı’dan elde ettiği ayrıcalıkların bir bölümünü kurtarmaya çalıştı. Paris Kongresi bu atmosfer içinde çalışmalarını sürdürdü. Sonuçta belli ölçülerde anlaşarak 30 Mart 1856’da barış antlaşması imzalandı.

Bu antlaşma ile kongreye katılan devletler Rusya’nın daha önce kendi lehine bozmaya çalıştığı devletler arası dengeyi Avrupa sistemine Osmanlı’yı da dahil ederek yeniden kurmayı amaçladılar. Karadeniz’in tarafsızlığı, boğazların savaş gemilerine kapalılığı, Eflak ve Boğdan’ın sınırlarının, devletlerin ortak garantisine alınmasıyla Türk nüfuzu ortadan kalktı. Ayrıca Rusya’nın güneye inme politikası önlendi. Bu durum Rusya’nın bundan sonra daha çok doğu politikasına önem vermesine yol açtı. Osmanlı, Paris Antlaşması ile 18. yüzyıldan beri Rusya’nın içişlerine karışmasından geçici bir süre kurtuldu. Ayrıca Avrupalı devletler hukukundan yararlanması Avrupa Devleti ailesinden sayılması resmen kabul edildi. Toprakların bütünlüğü büyük devletlerin garantisine alınarak avantajlı bir durum sağlandı. Fakat bu sadece bir görüntüden ibaret oldu. Zaten sahip olduğu topraklar dolayısıyla bir Avrupa Devleti olan Osmanlı’nın bu sayede Avrupa Devleti sayılması bir şekil değişikliğinden ibarettir. Nitekim Avrupalı devletlerin kendi aralarında bile bu gibi prensiplere pek de saygı gösterdikleri söylenemez. Bu yüzden vaat edilen garantiler kağıt üzerinde kalmıştır. Özerk yönetimlerin Avrupa Devletleri’nin kefilliğine girmesi Osmanlı’nın bölgedeki nüfuzunun azalmasına neden oldu. Ayrıca savaşı kazanmış bir devlet olarak anlaşmanın Karadeniz ile ilgili maddesi yeni Rusya ile birlikte Osmanlı’ya da uygulandı. Bu yapılan en büyük haksızlık oldu.

Islahat Fermanı’nın anlaşmada yer alması Osmanlı aleyhine oldu. Şöyle ki bu fermanın uygulanmasından doğacak sorunlar ile Osmanlı’nın içişlerine müdahale edebilecekleri kapı açmışlardır. Bu açıdan anlaşma bir garanti olmaktan ziyade barışın uzun sürmemesine sebep oldu. Bundan dolayı Kırım Savaşı, barışı olmayan savaş olarak nitelendirildi.

Kırım Savaşı’nın Osmanlı’ya getirdiği bir sonuç da ilk defa yabancı devletlerden alınan borç para oldu. Bab-ı Ali, Londra ve Paris’te iki banka müdürü ile görüşmüş ve alınan borca karşılık olarak Mısır’dan alınan vergi geliri gösterilmiştir. Fakat gelen para savaş masraflarını karşılayamadığından tekrar borçlanmak zorunda kalındı. İngiltere ve Fransa’nın kefaleti ile alınan bu borca ise İzmir ve Suriye gümrüklerinin gelirleri ve Mısır vergilerinin kalan kısmı gösterildi. Alınan borcun şartı da sadece savaş masrafları için kullanılabilecek olmasıydı. Böylece ilk defa dış borçlanmaya ve aynı zamanda yabancıların mali kontrolü altına girildi. Kırım Savaşı’na katılan diğer devletler ise dolaylı yoldan bazı çıkarlar elde ettiler.

İngiltere, Rusya’nın Karadeniz’deki donanmalarının yok edilmesiyle sömürgeleri ve Yakın Doğu ticareti için bir tehlikeyi bir süre için ortadan kaldırdı.

Fransa, Rusya’nın özellikle kutsal yerler sorununu bahane ederek boğazlar ve Akdeniz’e gelerek kendi nüfuz alanlarına göz diktiğini fark edince savaşa girdi. Paris Antlaşması bu tehlikeyi önlediği için durumdan memnundu. Ayrıca Avrupa’da kendisine karşı kurulmuş olan ittifak da parçalandı.

Piyomente ise savaşa ve kongreye katılarak İtalyan birliği kurma düşüncesini devletlerarası bir yolla tanıtmıştır. Böylece İtalyan birliği meselesi Avrupa politikası konuları arasına girdi. Sonuç olarak Avrupa’da yeni bir siyasi denge kuruldu.