İçeriğe geç
Ana sayfa » Batıcılık

Batıcılık

Batıcılık, Osmanlı Devleti’nde son dönem fikir hareketlerinden biridir. Esasen bir fikir akımı olarak II. Meşrutiyet Döneminde yaygınlaşmıştır.


Batıcılık Özellikleri

  • Şehzadelere eğitim verilecek.
  • Cariye uygulaması son bulacak. Padişah bir eş sahibi olucak.
  • Fes kaldırılarak yerine serpüş kullanılacak.
  • Kadınlar istediği gibi giyinebilecek.
  • Görücü usulü kaldırılacak.
  • Kızlar için okullar açılıcak.
  • Tekke ve zaviyeler kapatılacak.
  • Medreseler kapatılacak yerine batı tarzında eğitim veren okullar açılacak.
  • Sarık ve cüppeyi sadece din adamları kullanacak.

Batıcılığın Fikri Temelleri ve Belli Başlı Temsilcileri

Lale Devri’nde başlayan Batılılaşma hareketleri önceleri askeri alanda 19. yüzyıldan itibaren de diğer alanlarda görülmüştür. Yeni açılan Batılı anlamdaki okullarda yetişen insanların artması ve gazeteciliğin gelişmesiyle problemlerin geniş kitleler tarafından hissedilmeye başlamıştır. Buda devlet kurtarmak için çare üreten kişilerin artmasını sağlamıştır.

Tanzimat’la birlikte Batı hukuku ve devlet anlayışı, eşitlik, hürriyet, meşrutiyet gibi kavramlar gelerek 1865’te Yeni Osmanlılar Cemiyetini kurmuşlardır. Bu cemiyet meşruti bir yönetimin kurulması için verdikleri mücadele başarılı olmuş 23 Aralık 1876’da Kanun-u Esasi ilan edilmiştir. II. Abdülhamit’in uyguladığı siyaset neticesinde kesintiye uğramıştır.

1889’da Jön Tük hareketi siyasi bir mahiyetle öncekine benzer bir cemiyet kuruldu. İlk adı İttihad-ı Osmaniye Cemiyeti daha sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti adını aldı. Cemiyetin gayesi meşrutiyetin yeniden ilanını sağlamak ve Osmanlıcılık siyasetiyle ülkeyi kurtaracak ıslahatlar yapmaktır.

Batıcılık

“Jön Türklerin siyaseti:

  1. Osmanlıcılık düşüncesiyle ülkeyi kurtarmak
  2. Meşrutiyeti ilan edip Kanuni Esasi’yi ilan etmektir.

Adülhamit’in uyguladığı baskı neticesinde faaliyetlerini Paris, Cenevre, Kahire gibi merkezlerde yurt dışında sürdürmek mecburiyetinde kaldılar. Osmanlıcılık fikrini savunan akımların hepsi Batı gerçeğini kabul ediyordu. Ancak Batılılaşmanın derecesi konusunda hem fikir değillerdi. Farklı görüşler vardı. Mesela Abdullah Cevdet topyekün Batılılaşmayı savunurken Celal Nuri Batının sadece tekniğinin alınmasını yeterli görüyordu.

Abdullah Cevdet “Bir ikinci medeniyet yoktur, medeniyet Avrupa medeniyetidir. Bunu gülü ve dikeni ile almak gerekir diyerek Batı medeniyetini topyekün kabul edilecek bir medeniyet olarak savunmuştur.

Celal Nuri ise bazı geleneklerin korunması fikrini savunmuştur. Bu fikirde içtihat çevresindekilere karşı bir grup oluşturmak olarak yapmıştır. Ancak 1919 yılından sonra bu fikirlerinden vazgeçerek topyekün Batılılaşma fikrini savunmuştur.

Batıcıların önde gelenlerinden bir diğeri de Kılıçzade Hakkı’dır.  O da diğer batıcılar gibi görüşlerini içtihat dergisinde savunmuştur.  İslam dininde bir reform yapılmasını savunarak Osmanlı’nın gerilemesini halifelik gibi dini kurumlara ve softalık anlayışına bağlamıştır. Softaların dini istedikleri gibi kullandıklarını ülkenin kötü gidişinde kadın meselesinin ve tesettürün bir etkisinin olmadığını Batıcılar için ise asıl meselenin insanlığın refahı olduğunu ileri sürerek softalara karşı savaş açtığını görüyoruz.  İçtihat dergisinde 1912’de yayınlanan Kılıçzade Hakkı’nın “Pek Uyanık Bir Uyku” başlıklı yazısında batıcıların bütün isteklerini 20 başlık altında toplamıştır. ‘’Bir Batıcının Rüyası’’ şeklinde yayınlanan bu yazı batıcıların programının toplamı gibidir.

Bunlardan başka batıcılar arasında Süleyman Nazif ve Ahmet Muhtar’ı sayabiliriz. Ahmet Muhtar 1912’de yazdığı “ya garplaşır ya mahvolursun” isimli makalesiyle tek kurtuluş yolunun Batılılaşma olduğunu vurgulayarak aynı düşünceleri paylaştığını görüyoruz.

Batıcılar ve Mustafa Kemal

18. yüzyılın başından itibaren gerçekleştirilmeye çalışılan Batılılaşma çabalarının son halkası M. Kemal’in inkılapları oluşturmaktadır. M. Kemal yenileşme modernleşme ve Batılılaşma diyebileceğimiz inkılapların fikri temellerinde II. Meşrutiyet döneminin etkisi bilinmektedir. Tarık Zafer Tuna’nın ifadesiyle “Fikir laboratuvarı” dediği bu dönemin düşünürlerinin fikirlerini incelemiş ülke problemlerine buldukları çarelerden ülkenin kurtuluşu olarak düşündüğü Batılılaşmadan istifade etmiştir.

Yeni Osmanlıların bunlardan da Namık Kemal’i fikirlerinden, Fransız İnkılabını hazırlayan düşünürlerin fikirlerinden etkilenmiştir. M. Kemal yeni devleti kurtardıktan sonra yaptığı konuşmasında şöyle demiştir. “memleket mutlaka modern medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu bir hayat davasıdır. Terakki yolumuzun önünde dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Teceddüt (yenilenme) vadisinde duracak değiliz. Dünya müthiş bir cereyanla ilerliyor. Biz bu dengenin dışında kalabilir miyiz”  demesi sonrasında değil mutlaka modernleşmemizi vurguladığının ifadesidir.

Aynı yıl Batılı bir gazeteci ile yaptığı söyleşide ‘’Ülkeler farklı olabilir ancak medeniyet birdir. Buğun çağdaş medeniyet Batı medeniyetidir. Bir ülkenin kalkınması ilerlemesi bu medeniyetle birleşmesiyle mümkündür. Osmanlı’nın kötü gidişi Avrupalı devletlerle ilişkisini kopardığı zaman başlamıştır. Bu bir hatadır. Biz bu hataya düşmeyeceğiz ülkesini asrileştirmek modernleştirmek isteyip Batıya yönelmemiş bir millet yoktur. Bizde bütün çabamızı gayretimizi Batılılaşmayı isteyen bir hükümetin oluşmasına hazırlayacağız.’’ diyerek asrileşmenin batılılaşma olduğunu ülkenin gelişebilmesi bekası için tek medeniyet olan Batı medeniyetine girmesinin zorunluluğunu vurgulamaktadır.


Kaynak

Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR, Türk Toplumunda Batıcılık Akımı Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 2, Haziran 1999.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir